Direnişimiz ve Açlığımız Sürüyor: 35-39. Günler

Günlük yazmayalı beş gün oldu. Haliyle, son günlerde neler olup bittiğini hatırlamak için sosyal medya hesaplarımızı taramak zorunda kaldım. O da epey mesai istedi.

Direnişin 155., açlık grevimizin 35. gününde destek açlık grevcilerimize veda ettik. Mahmut Abi, Ömer, Cemal Abi ve Veli Abi saat 13:30’da eylemlerini bitirdiler. Onların bıraktığı yerden Metin Abi destek açlık grevine başladı. Metin Alhas İtalya’da yaşayan Türkiyeli bir emekçi. Biz eyleme başladıktan sonra, İtalya’da bizim için yaptığı eylemler sayesinde onu tanıdık. Sık sık direnişle ilgili dövizler yazdı, fotoğraflar gönderdi. Sonunda da, çıktı geldi, destek açlık gervine girdi. Metin Abi, alana koca koca çantalarla geldi. Gelir gelmez de bize getirdiği hediyeleri çantadan çıkardı. Gurbetten amcası, hicazdan dedesi gelen çocuklar gibiydik, heyecanımız görülmeye değerdi. Hediye dediysem, direnişin ihtiyacı olan eşyayı hediye olarak kabul ediyoruz, aklınıza başka bir şey gelmesin. Uyku tulumu ve tüm direniş ahalisine yetecek kadar şeker getirmiş. Zaten kendisi de şeker gibi bir abimiz. Günümüzü şenlendirdi, destek açlık greviyle gücümüze güç kattı. Var olsun!

156. gün, yoğun geçti. Bir önceki gün destek açlık grevi eylemini bitirirken söz alan Ömer, bir gün sonra iş yerinin önünde eyleme başlayacağını duyurmuştu. Kulağımız oradan gelecek haberdeydi. Oradan gözaltına alınmayanlar soluğu direniş alanında aldılar. Sert bir gözaltı olmuş. 17 emekçiyi gözaltına almışlar, Veli Abi’yi yine yerlerde sürüklemişler, insanların yüzlerine gaz sıkmışlar, Murat’ı tehdit etmişler. Polis işkenceci yüzünü göstermekten hiç çekinmemiş yine.

Öğlen açıklamamızda Enerji Sanayi Maden Sendikası yönetiminden Betül söz aldı ve gözaltılarla ilgili açıklama yaptı. Gözaltına alınan arkadaşlarımızın bir kısmı serbest kaldıktan sonra alana geldiler. Direnişler arasındaki bağ bizi çok mutlandırıyor. Çocukları, yakınları gözaltında olan ailelerin, arkadaşların gözaltıların serbest bırakılmasını Yüksel’de, yanımızda beklemeleri de öyle. Murat’ın babasının, Veli Abi’nin annesinin, Nazan’ın ablasının, ESM yönetiminden arkadaşlarımızın, o gün eyleme katılıp gözaltına alınmayanların alanda olması direnişler arasındaki bağın ne kadar güçlü olduğunu bize bir kez daha gösterdi.
O gün Semih ve Acun, Enver Aysever’in Tele1’de yayınlanan programına katılmak için İstanbul’a gitmişlerdi. O yüzden alan hem fiziki hem de manevi olarak epey boştu. Sohbetlerin bir kısmı “Semih ve Acun’un yokluğuna” ayrıldı. Açlık grevimizin 36. gününde başka şeyler de oldu elbet. Kısaca söylersem: Nakliyat İş üye ve yöneticileri; Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muhittin Yıldız ve yönetim kurulu üyeleri destek ziyaretinde bulundu. Fransa’da üç sendika taleplerimizin kabul edilmesi yönünde açıklama yayımladı. Düzce’de, işi, ekmeği için direnen Mimar Alev Şahin bizim için bir günlük destek açlık grevi yaptı.
Nakliyat İş üyelerinin desteği, emekçi dayanımasının çok güzel bir örneğiydi. Başka bir açıklama için toplanmışlar, Ankara’ya gelmişken bizi de ziyaret etmek istemişler. Oldukça kalabalık ve coşkuluydular. Sloganlarımız çok gürdü. Kısa bir konuşma yaptım, direnişi anlattım. Dayanışma duygularını ifade ederek ayrıldılar. Canımız Alev’imizin açlığımızı paylaşması çok anlamlıydı. Geçen günlerde de Nazife destek açlık grevi yapmıştı. Direnişçilerin destek açlık grevi yapması bizi ayrı heyecanlandırıyor, ne yalan söyleyeyim. Alev’imize ve Nazo’muza direniş kardeşliğimizi büyüttükleri için en içten, en samimi selamlar!

Cuma günü iki destek açlık grevcimiz daha vardı. Sevgili Buket ve kardeşim Beyza 24 saat boyunca, açlığımıza alanda yarenlik ettiler. Bu kez açlığı iki kız kardeşle paylaştık. Bir yandan bildiri dağıttılar, bir yandan ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalıştılar; içeceklerimizi ayarladılar, günlük çizelgemizi doldurdular. Gençliğin dinamizmi ile dolular, emekçiler, tertemiz ve hesapsızlar. Direnişlerin en çok böyle inançla, umutla dolu ruhlara ihtiyacı var, diye düşünüyorum. Gençlere, kardeşlere, aydınlık ruhlara selam olsun buradan! Buket Cumartesi sabah 24 saatini doldurdu. Kardeşim de cumartesi akşam eylemini bitirdi. Pazar sabahı onu ailemin yanına, Kütahya’ya yolculadık.

Gelelim Cumartesiye: Cumartesi sabahı İzmir’den iki kamu emekçisi dostumuz geldi. Sevgili Atra bizim gibi ihraç edilmiş bir öğretmen. Demet halen çalışıyor. Onlar gelmeden İlker Abi’yle beraber saksı alışverişine çıkmıştık. Geldiklerinde bir de ne öğreneyim! İkisi de çiçeksevermiş. Bu bilgiyi nasıl heyecanla karşıladığımı bilemezsiniz. Hemen onları çiçeklerle tanıştırdım. Kısa bir saha araştırmasından sonra Demet, Atra ve Semih ile birlikte epey çalıştık. Saksısı değişmeyen çiçek kalmadı. Yalnız, toprak ihtiyacını iyi hesaplayamamışız, birkaç kez gidip toprak alınması gerekti. Bir de sera yaptık çiçeklere. Geceleri ve yağmur yağdığında üzerlerini örtürüyoruz. Çiçek bahçemiz gerçekten harikulade oldu. Ve fakat, bu günlüğü okuyan dostlarımızdan küçük bir ricamız olacak. Eğer bize çiçek getirmek isterseniz, açelya getirmezseniz seviniriz. Halihazırda 5adet açelyamız oldu. Daha on açelyaya da bakarız lakin nazlı bir çiçek. Ankara’nın akşam ayazı Açelyaları yoruyor.

Öğleden sonra Avrupa Parlamentosu üyesi, Almanya’da Sol Parti Milletvekili Andrey Hunko ile beraber AP üyesi birkaç parlamenter ziyaretemize geldi. Yarım saat kadar alanda kaldılar. Destek açıklaması yaptılar. Fotoğraf çekip sosyal medyadan yayınladılar. Sağ olsunlar!

Saat 14:30’da KESK AnkaraŞubeler Platformu alana gelerek açlık grevi taleplerimizin kabul edilmesi yönünde açıklama yaptı. Açıklamaya katılan çok sayıda emekçi vardı. Bir de çok hoş bir saksı çiçeği getirmişler. Yanlış bilmiyorsam adı “kivi”. Ağaç gibi olan çiçeklerden. O da alana yeni bir ruh kattı. KESK Ankara ŞP bugüne kadar “cık” dediğini, 158. günde yaptı. Bunun birkaç sebebi var: Dönem sözcüsü değişti. Yeni dönem sözcüsü direnişi desteklemek yönünde görüş bildirdi ve harekete geçti. İkincisi, emekçilerin çoğalan direnişleri KESK’i zorladı. Çeşitli illerde emekçiler direnme kararı aldılar ve sendikadan zorla olsa da bu kararı geçirdiler. Şu anda örgütleyicisi KESK’in kendisiymiş gibi görünen ama ihraç edilmiş kamu emekçilerinin iradesiyle devam ettirilen birkaç eylem var. Hal böyle olunca, bazı yerlerde direniş örgütlermiş gibi görünen KESK’in Yüksel direnişini tanımaması çok göze çarptı. Her ne hal ise, KESK Ankara Şubeler Platformuna ve eyleme katılan emekçilere teşekkür ederiz.

Akşam Tuzluçayır’da bir panele davetliydik. Esra Ökan Özakça ve Halkın Hukuk Bürosu Avukatı Ebru Timtik’le beraber konuşma yaptık. Soruları cevapladık, direnişi ve açlık grevi eylemini anlattık. Panelin en keyifli taraflaından biri Ebru’yu dinlemekti. Esra’yla daha önce hiç böyle bir etkinlikte birlikte yer almamıştık. Esra’yla panelist olmak da güzeldi. Elbette en güzeli, direnişi heyecanla dinleyen, umudu gözlerinden okunan insanlara direnişimizi anlatmak, onlarla birlikte olmaktı.

Güncesini tutmakta olduğum bu birkaç gün boyunca sevgili dostum Ömer bizimleydi. Birkaç gün elimiz ayağımız oldu, üstümüze titredi. Öyle ki, Esra ona “has arkadaş” unvanını uygun gördü. Bu alana taşınan dostluklarımdan çok göneniyorum. Hem kendi adıma hem de dostlarım adına.

Pazar günü, yani direnişin 149, açlık grevinin 39. gününde iki dostumuz bize direnişin en özel anlarından birini yaşattılar. Hayatlarını birleştirme kararlarını bizlerle paylaştılar, yüzük taktılar. Daha doğrusu, biz onlar için küçük bir program yaptık. Şarkılar söyledik, halaylar çektik. Ben Ferhad ile Şirin’in aşkını Nazım’ın yeniden yazdığı biçimiyle kısaca anlattım. Daha doğrusu, günün anlam ve önemine binaen yapılacak konuşma bana düştü. Açıkçası, böyle özel bir günde, iki özel insan için bu konuşmayı yapmaktan onur duydum. Normalde konuşma yapmaktan pek hoşlanmam ama bu kez seve seve, çok tatlı bir heyecanla yaptım.

Hikayeyi kısaca burada da anlatayım:Usta, Ferhad ile Şirin halk hikayesini yeniden yazdığı oyunda, hikyaenin ana kurgusuna sadık kalmakla birlikte, yeni motifler ve yan olaylarla yepyeni bir metin oluşturur. Bu yeni içeriğe göre; Ferhad, Şirin’in ablası Banu tarafından dağı delmekle cezalandırılmış ve cezasını çekmektedir. Yalnız hikayenin bu biçiminde, Ferhad dağı delerse, sadece Ferhad Şirinine kavuşmayacak aynı zamanda halk da temiz suya kavuşacak ve salgın hastalıklardan, ölümlerden kurtulacaktır. Ferhad on yıl boyunca dağı delmek için gece gündüz çalışır. On yılın sonunda Banu Ferhad’ı affettiğini, artık dağı delmesine gerek olmadığını, Şirin’le kavuşabileceklerini söyler. Ama Ferhad dağı delmekten vazgeçmez. Çünkü artık Şirin’e duyduğu aşk, halka duyduğu sevginin içinde erimiş ve onunla bütünleşmiştir. Halkı temiz suya kavuşturmadan dağı delmekten vazgeçmeyeceğini söyler.

Bu hikaye bize yabancı değil. Biliyoruz, en güzel sevda hikayeleri kavganın içinde yazılanlardır. Çünkü sevdayı layıkıyla, en saf haliyle yaşayabilecek olanlar; gerçek, karşılıksız sevgi bağının var olabilmesi için mücadele edenlerdir. Kapitalizm, her türlü değerimize amansızca saldırıyor. Sevgiyi de tüketilen, alınıp satılan bir şeye dönüştürmek istiyorlar. Bunun karşısında durmadan, gerçekten sevmek mümkün mü? Kaptalizmin yozlaştırmaya çalıştığı her değere gözümüz gibi bakmadan, onu ölesiye savunmadan hakiki sevdalar yaşamanın imkanı var mı?
İki dostumuzun hayatlarını birleştirmek için attıkları bu ilk adımı direniş alanında kutlamaları, gerçek bir sevda hikayesinin muştusu oldu. Gerçekten çok heyecan verici, çok özel bir gündü. Keşke vaktim olsa da daha ayrıntılı anlatabilsem. Ama artık sona gelmeliyim.

Dünün sürprizi Eskişehir’den gelen dostlarımızdı. Murat ve Bülent’i görmek beni çok sevindirdi. Çiçeklerimizden birini onlara hediye etmemizi istediler. Bizim adımıza bir çiçeğimizi Eskişehir’de büyütmek isterlermiş. Cam güzelinin biri şu anda, Semih’in memleketinde, benim yarı memleketimde Murat’ın maharetli ellerinde. Ümit ediyoruz ki, direniş zaferle sonuçlanacak, çiçekler yaprak dökecek, büyüyecek, solacak ve yeniden dipdiri hayata karışacaklar.

Bugüne dair anlatılacakları bir sonraki günceye bırakıyorum. Herkese en içten, en dirençli selamlar, sevgiler…

Nuriye