Cumhuriyet: Nuriye Gülmen 60 gündür hiçbir şey yemiyor!

101

Bugünkü yazım, kamudan sorumlu İçişleri Bakanı’na, Sağlık Bakanı’na, Milli Eğitim Bakanı’na, YÖK’e ve “meme” diyemeyen, aman da utanan, bu nedenle sosyal medyada “üç gündür elma yemiyorum, yirmi gündür karnıyarık yemiyorum” diye abuk sabuk mesaj yaymaya çalışan kadınlarımıza açık bir mektuptur!
Bir hemcinsimiz 60 gündür Ankara’da İnsan Hakları Heykeli’nin önünde “İşimi geri istiyorum” diyerek açlık grevi yapmakta. Gerçekten üç gün elma yemeseniz size hiçbir şey olmaz ama 60 gün sadece şeker, B vitamini ve suyla beslenen Nuriye ve ona eşlik eden akademisyen Semih Özakça, birkaç gün daha grevlerini sürdürürlerse, ya ölecekler ya da artık başkalarına muhtaç bir hayatın ilk adımlarını atacaklar! Kaçınız onu ziyaret etti, kaçınız bu mecburi açlık grevinin bitmesi için gerekli yerlere bir mektup yazdı ya da telgraf gönderdi. Bir soru da akademisyenlere; kaçınız onunla birlikte bir gün geçirdi, kaçınız? Şimdi o abuk sabuk “elma yemedim”, “karnıyarık yemedim” mesajlarından vazgeçip elinizde bir pankart, olduğunuz yerde yürüyüşe çıkın. Ve pankartta şöyle bir yazı olsun: “İşini geri isteyen Nuriye Gülmen 60 gündür hiçbir şey yemedi!”
Açıkça söylemeliyim, ben geçmiş deneyimlerimden ötürü (açlık grevinde ölüme yatmış insanları kurtaramadım, geriye kalanların nasıl başkalarına muhtaç bir hayat sürdürdüklerini gördüm) ölüm oruçlarına karşıyım. Ama artık yola çıkmış ve epey yol almış bir kişinin de vazgeçmeyeceğini biliyorum. Tek bir neden onları vazgeçirebilir. İşlerine yeniden dönmek!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı KadirToptaş’ın FETÖ’cülüğü ayan beyan belli damadı uyku aknesi olduğu için salıverilmiş. (Uyku aknesi bir maske verilerek ortadan kaldırılabilen bir rahatsızlıktır.) Şimdi bir yurttaş olarak ben, hepimiz Sağlık, İçişleri ve Adalet bakanının bu konuda gösterdikleri hassasiyeti ölüme doğru yaklaşan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için de göstermelerini talep ediyoruz!
Bu hafta polis bir panzerle Silopi’de bir eve girdi ve uyuyan iki çocuğun ölümüne neden oldu. Aynı şekilde şimdi siz, ey yetkililer, bir cinayete teşebbüs halindesiniz. Çünkü makul isteklerini kabul etmediğiniz iki kamu çalışanı ölürse, sorumlusu siz olacaksınız! Bizzat cinayet zanlısı olacaksınız. Biliyorum, bu ülkenin insanlarını birer numara olarak görüyorsunuz. Onların yakınlarının acısı, ölüp gitmelerinin geride bıraktığı kader ve öfke sizi hiç etkilemiyor. Bu arada intihar geleneğinin olmadığı ülkemizde iki ay içinde 37 kamu çalışanının intihar ettiğini de size hatırlatıyorum. Aslında onları çatıdan iten, ipi boyunlarına geçiren, alnına silah dayayan sizlersiniz. Çıkardığınız KHK kararlarıyla onları siz öldürdünüz!
Muhbir vatandaş akademisyenler, dekanlar, rektörler şimdi hoşnut musunuz? Bu kadar vicdansızlık nasıl bir şey? Sizin çocuklarınız yok mu? Onların yüzlerine nasıl bakıyorsunuz? Bazen düşünüyorum, keşke diyorum, hepimiz iyi bir din eğitiminden geçmiş olsaydık, o zaman Hıristiyan ve Budist toplumlarında görülen vicdan bizde de olabilirdi. Vicdansız bir toplum tüm erdemlerini yitirmiştir. Sayeniz de hep birlikte bir cehenneme yuvarlandık!
Evet, sizler bir idam mangası gibi iş görüyorsunuz. Her ölümden sonra, herhangi bir yere bir çeltik atıyor musunuz? Kendi yandaşlarınızla başbaşa kaldığınızda bu skor cetvelini gösterip en çok skor yapmış olanı, alkışlarla başınızın üstüne mi koyuyorsunuz?
Bu bir tür tatmin mi? Yaşayamadığınız her şeyin, sizi sevmediğini bildiğiniz kadınların, sizi dost bilmeyen erkeklerin, sizi sevmeyen çocukların öcünü mü alıyorsunuz?
Şimdi bir kez olsun bir aynaya bakın ve sorun: “Ayna ayna söyle bana!” Aynalar sadece masallarda yalan söyler, gerçek hayatta değil. Aynanın içindeki celladı gördünüz mü, size ne kadar da benziyor!